7 Mart 2012 Çarşamba

ÇAĞIMIZIN HASTALIĞI: RUH YORGUNLUĞU


YORGUNUM, YORGUNSUN, YORGUN

      Stres eşiğimin yükselmesiyle doğru orantılı ruh yorgunluğu, bugünlerde çok hissettiğim bir duygu. Her şey öf pöf geliyor. Her şeye daha tahammülsüz, daha sinirli oluyorum, insanları kırmamak için bunu frenlemeye çalıştığımdan da balatalar eskidi artık. (100000 bakımına ihtiyaç var sanırım) Valiz topla, valiz boşalt, eve gel, oturamadan başka bir yere git, insanlarla iletişim kurmak zorunda olmak (sanırım bazen insan sevmiyorum ben, aaa o kadar sosyal kızsın falan her zaman olmuyor, sanırım taşınma sebeplerimden biri de bu)

     Nasıl başetsem? Çoğu zaman bir şeyleri atlatabilirken, bu ara atlatamıyorum, tıkandım resmen. İçimdeki egzoz gibi oturan dumanı belki bir miktar atabilirim diye yazıyorum. yapılmak istenen çok şey, bunların % 90 ına ya yapacak vakit bulamamak ya da yapma isteğimin olmaması beni sıkıyor. Eskiden herşey ne kolaydı, acaba bu çalışma hayatının vermiş olduğu da bir yorgunluk mu?

    Kiminle konuşsam, ne yapsam gitmiyor içimden bu karanlık his. Bağırmak, bağırmak, bağırmak istiyorum.
    Ya da 3 gün uyusam uyusam uyusam... (öff bu 3 lemeler de baydı heee!)

    Sanırım dinlenmeye ihtiyacım var, ama nasıl dinlenmek... kendimi dağa taşa denize göle vurayım en iyisi...





21 Ocak 2012 Cumartesi

Ben demiştim! Pususu

     Sanırım her blog açan yazan insan yaşamıştır "Nasıl anlatsam? Nereden başlasam?" Kaygısını da çaktırmıyordur bence. Evet öyle bir huyumuz var. Heyecanını, sevincini çaktırmayıp üzüntünü, sinirini, rahatsızlığını bağırma huyu... En sevdiğim...
Şimdi ben bu blog mevzusunu yeni çözüyor olduğumdan yazımın başlığını yanlışlıkla başka yere gömmüş olabilirim. Sonra onu nasıl toparlayacağımı 1 hafta falan bulamayabilirim. İdare ediverin işte!

     Gelelim "ben demiştim" pususuna. Evet bilinçli ya da bilinçsiz bu pusuya yatanlar var ki kendileriyle şu ara pek karşılaşıyorum. Başkalarının hayatından kendine tecrübe çıkarıp onlara "baaak gördün müüüü demiştim sana" diye salyalarını akıtırken, kendi içlerinde zafer konvoyu yapanlar...

    İşin garibi bu insanlar vallahi de billahi de kötü insanlar değil. Zaten Türk filmlerindeki bize yıllarca pompalanan durum gibi kimse salt iyi ya da salt kötü değil ya neyse... O yüzden bizde küsme var bence. Dün çok iyi insan birden 

işte bunlar oluveriyorlar. (evet türk filmlerindeki isimleri bilmiyorum. evet sordum sarı google a) e daha dün iyi bir insandım noldum ya 1 günde? Bu da başka derin mevzu ya neyse..

    Diğer bloglardaki gibi öyle şatafatlı resimler falan koyamayacağım sanırım, çünkü öyle bir görsel algım yok. Biraz düz insanım bu konuda. 

    Keşke bu kadar korkak olmasak. Yapmak istediğimiz şeyleri bir başkası yaptığında onun duygularını pinçik pinçik edecek sorular sormasak, acıtmaya uğraşmasak ve karşımızdakilere "oh dünya sana güzel" gibi salak bir cümle kurup sadece kendimiz bedel ödüyoruz sanmasak...

    Yıllardır hep hassas olmakla suçlandım. Evet hassas olmak bir suç. "İzmir'e taşınıyorum" dediğimde "İş için mi, evleniyor musun" gibi soruları duyunca sinir olduğum için hassas oldum. Taşındığımda ve insanlar "ee sıkılıyor musun? Eee özlüyor musun?" gibi sorular sorduğunda sinirlendiğim için de hassas oldum. bir de üstüne "Ne takıyosun onları yeaaa, boşver en iyisini yaptın" dediklerinde önce İnek Şaban edasıyle " Di mi ihihihi' yapıp sonradan az ama yine sinir oldum. (bak yine hassas) 

     İnsanlar her şey için bedel ödüyor. Ben gitmenin bedelini sevdiklerimi özleyerek, eski evimi özleyerek, arkadaşlarımı her istediğimde göremeyerek (sanki istanbulda çok görüyordum ya, yılda 2 kere görüştüğüm adam bile nereye gidiyosun olm hüüüoooop dedi ya:)) ödüyorum. Kalanlar da başka türlü ödüyor. Alın üzüldüğüm oluyor özlediğim oluyor mutlu musunuz eşşek sıpaları diyerek bu yazımı bitiriyorum. Biraz ekonomik kullanmak lazım"hassasiyetleri" değil mi? bende bunlardan daha niceleri var..
Sağlıcakla...