Son günlerde yazı yazmak benim için bir ihtiyaç haline geldi. Büyük şehirlerdeyiz ve yapacak, yapmamız gereken çok iş var. Dostlarımızla, arkadaşlarımızla görüşemiyoruz. Hele ki bir de aileye bir bebek geldiyse anne-babanın dünyası onun etrafında şekillendiği için plan yapmak daha zor. Uyku saati, yemek saati, dur evde şu işi de yapayım derken dostlara vakit ayırmak çok zor. Bu kadar çok anne blogu açılmasını tam da buna bağlıyorum. Sürekli evde, bir bebekle ilgilenen anne, hiçbir şeye yetişemeyen ve sürekli koşturan anne, bir süre sonra o kadar asosyalleşiyor ve kendisini o kadar yalnız hissediyor ki... Konuşmaya, anlatmaya ihtiyacı var. Önceleri derdim ki, "insanlar kendisini ne kadar çok seviyor ve önemsiyor arkadaş, neredeyse herşeylerini yazıveriyorlar internete" bu konuda yanlış düşündüğümü farkettim. Bunun 2 sebebi var;
1- İnsanın az ya da çok kendini sevmesi ve önemsemesi gerekiyor.
2- Herşeylerini de yazmıyorlar.
Eskiden, ben küçükken herşeylerimi herkese anlatıverirdim. Sonra üst üste bir şeyler oldu, o anattıklarım bana bıçak gibi geri döndü, uzun bir süre, 4 yıl kadar herşeyimi anlatmayı kestim. Bu sefer de hiç rahatlayamıyorum arkadaş, konuşacak hiçbir şey bulamıyorum. Neyi anlatıp neyi anlatmamam gerektiğine karar vermem gerektiğini düşündüm. Bunun bir denge işi olduğunu düşünüyorum ve zaman zaman çok zorlanıyorum. Bir de bazen içime kapandığım, bazen de çiçek gibi açıldığım dönemler oluyor ki artık iç dünyamda o dönemleri farkedebiliyorum ve ihtiyacım neyse ona göre davranıyorum. Belli ki bu aralar çiçek gibi açılma evresindeyim. Bol bol yazdığıma göre...
Herşeye rağmen yazmak iyi geliyor. Tüm gün evde ve bebekle ilgilenen biri olarak daha iyi hissediyorum. Ve en çok ihtiyacım olan şey de iyi hissetmek. İyi hissetmeye, dökülmeye ihtiyacım var.
Bir blogum eksikti!
4 Haziran 2017 Pazar
2 Haziran 2017 Cuma
KAFAMDAKİ SESLER
Sürekli vir vir konuşan bir beynim var. Çoğunlukla bana yardımcı olsa da kendisinden şikayetçiyim. Yazmak istediğim tonla şey var iken ekran başına oturduğumda kitleniyorum. Bunun sadece bana olmadığını biliyorum. Eşim Suriye'deki görevinden döndüğünde bir dernek, doğuda ve yurtdışında görev yapan askerler için mektup yazma ve hediye gönderme kampanyası düzenliyordu. Bu proje harika bir projeydi ve daha sonra değinmek istiyorum. Eşim Suriye'deki görevinden yeni dönmüştü ve iş arkadaşlarına mektup yazamadı! Bu mektupları toplayıp gerekli kişilere ve yerlere gönderen kişi Balyoz davasından 3 yıl hapis yatmış, ve sonra beraat ederek çıkmış çok değerli bir insandı ki, eşime dedi ki "Yazamazsın, çok normal. Ama kendini zorla, sonra nasıl kelimeler dökülüyor bilemezsin." Kendisi hapiste iken tamı tamına 572 sayfalık bir kitap yazmış.
Bak yine üst komşu süpürge açtı. Bir yazı yazayım dedim, bebeğim uyanacak.
28 Ocak 2017 Cumartesi
YAZDIKÇA GELİŞECEK
Zor günlerden geçiyorum. Yazmaya ihtiyaç hissediyorum. Geçen gün internette bir arkadaşım "Okumayı yazmak için öğrendik, yazamadığımız için böyle oluyor" yazmıştı. O kadar hak verdim ki. Hayat bir alma verme döngüsü. Okuyorum, anlatamıyorum. Okuyorum, yazamıyorum. Hal böyle olunca hep bir tıkanıklık hissiyatı.
Nasıl da üstüne geldi Jamie Cullum'un "Next Year, Baby" şarkısı. Bu şarkıyı 6 yıldır dinliyor ve seviyorum. Demek ki yapmam gerekenleri 6 yıldır çok net bir şekilde erteliyorum. Ne güzel bir yüzleşme bu. İşte ertelemelere bir son vermek için yazıyorum. Aslında bu yazıların yayınlanmasını istiyorum. Öyle her mutlu anını, bebişini kocişini paylaşan biri değilim. Hatta özellikle anneler günü, babalar günü gibi özel günlerde annesini babasını kaybetmiş insanları da düşünerek bir şey paylaşmamaya özen gösteriyorum. En nihayetinde hepsi gapitalizmin bir oyunu deel mi hehehehe
Yazı yazmanın da tıpkı gitar çalmak gibi yazdıkça gelişeceğine inanıyorum. En önemlisi de içimdeki tıkanıklık hissini bir nebze yok ediyor. Kendimi, sanki bir nasırıma masaj yaparak onun yumuşamasını sağlamışım gibi hissediyorum. Yazılarımın bir nebze bireysel olmasından rahatsızlık duysam da, kendimden yola çıkmanın bir zararı olmadığını düşünüyorum. Sonuçta bir başka durumu bile yazsak hep kendimizden yola çıkarak yazmıyor muyuz? Bunu da en çok anneler yapıyor. "Uyku Eğitimi" ile ilgili bilgi verirken bir bakmışız kendi çocuğunun nasıl da minnoş minnoş uyuduğundan, ya da uyumasa bile bir başka şeyi harika yaptığından bahsetmiyor mu? Yemezler anacım.
Sonuç olarak kendimi rahatlatmaya, daha iyi hissetmeye herkes kadar hakkım var. Bu içe kapanıklık hali yetti gari.
Sevgi, saygı ve umutla
13 Şubat 2016 Cumartesi
NEYİ BİLMEDİĞİMİ BİLİYOR MUYUM?
KAFAM BAZEN ÇOK KARIŞIYOR
Ne aşırı sosyal olmayı seviyorum, ne aşırı asosyal. Çok uzun süredir, belki 8 yıldır tam bilemiyorum, bunun dengesini kurmanın savaşını veriyorum. Zaman zaman kalabalıklardan bunaldığım oluyor, zaman zaman da yalnızlıktan ağladığım... Bunların hepsi çok doğal bence. Bazen empatiden çok yoksun bir insan oluyorum, bazen de kendime bile şaştığım kadar empati dolu... Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey var. İnsan bir başkasına destek olmadan önce kendi iç meselelerini halletmeli gibi geliyor. Ya da kendi iç meselesini halledemediğinin farkında olarak bir başkasına yardım etmeli belki de. Bu gelgit beni biraz yoruyor. Yaratıcılıkla, insan psikolojisiyle, insanlarla iç içe işler yapan insanların bir başkasına yardım etmeye çalışmak yerine kendilerini gerçekleştirmeye çalıştıklarını, karşılarındaki insanı yargılamaya ne kadar müsait olduklarını görüyor ve yer yer üzülüyorum. Bunu daha önce başkalarına ben de yaptım biliyorum. Eskiden bundan üzüntü duyardım ancak artık duymuyorum çünkü bundan dersimi almak için elimden geleni yapıyorum. Başkalarına gösterdiğimiz sabrı, tahammülü ve merhameti en çok kendimize göstermeliyiz. Kendimize zaman zaman çok acımasız oluyoruz.
Belki de gözümüzde birçok şeyi anormalleştiriyoruz. Çoğu zaman kendimize kızdığımız, acımasız olduğumuz duyguları yaşamamız çok doğal. Önce kendimizi kabullenmek bu anlamda iyi olabilir. Bu son derece yorucu ve yıpratıcı bir süreç olsa da, her yorucu ve yıpratıcı sürecin ardından doğan yeni bir his, yeni bir açılım insanı ferahlatıyor. İnsan, çektiği sıkıntılara değdiğini hissediyor.
Durup durup neden buraya yazıyorum bilemiyorum. Ama beni buraya getiren bu hissi çok sevdim.
Sevgi, saygı ve umutla...
12 Şubat 2016 Cuma
ENTERESAN GELİYOR
ENTERESAN AÇILIMLAR
Bugün bir blog
açma fikriyle önceki blogumdaki yazıları bir okuyayım dedim. Planladığım 2. blog
daha çok bilgilendirme amaçlı. Bir de ne göreyim? Geçmişte beğenmediğim,
utandığım yazılarım aslında çok güzelmiş. Güzelliğinden değil de ne kadar
içimdeki duygular... Kendime çoğu zaman haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Kendi yaptığım,
ürettiğim br çok şeyi önce ben beğenmiyor ve kaldırıp atıyorum. Sanırım bu
duygu beğenilmeme korkusundan ileri geliyor ancak ne gereği var ki buna? 30 yaş
kafası hakikaten bir garip. Artık insan çevresi odaklı değil, kendi odaklı
yaşamak istiyor. Çevresinden yorulmamak için kendi önlemlerini alıyor, kendi
yöntemlerini belirliyor. Okuduğum kadarıyla 40 bunun bir üst versiyonu...
Sanırım
yeniden yazmamda 2 kur gittiğim, yaratıcılığımı körükleyen ve benliğimi yeniden
keşfetmemi sağlayan bir kurs ile Julia Cameron’un “Sanatçının Yolu” kitabı
(egzersizleri bıraktım ama söz tekrar başlayacağım” ve asıl dün gittiğimiz bir
atölyede kendim için kritik bir kaygımı insanlar içinde rahatça anlatabilmem
yatıyor. Tüm bunlar aslında çok güzel. Bir de işin içine hamilelik hormonları,
işsizlik-evde olma ve yalnızlık-konuşacak kafana göre insan bulamama eklenince
sanırım bu itici güç ortaya çıktı ve her gücün çıkışı gibi ruhsal anlamda son
derece zorlayıcı oldu.
Eskiden paylaşmaya
utanırdım ama artık bundan çekinmiyorum, paylaşmanın verdiği sorumluluğu dha
çok yaşardım ama bugün artık bunu paylaşmanın hafifliğini de yaşıyorum.
Hatta şu an
blog adresimde bir sorun var, “aman ilhamım gitmesin” diye Word’e derdimi
döküyorum. Önce insanın içinden gelecek abi... hehehe
Sevgi, saygı
ve umutla...
29 Mart 2014 Cumartesi
BÜYÜYOR MUYUM?
Yaş 4... Yeğenimin Batuvan diye bir arkadaşı var. (tabisi adı batuhan). Onunla görüşebilmek, onunla oyun oynayabilmek için günde 5 6 kez mütemadiyen kendini yerlere fırlatmak, başımızın etini yemek, ağlıyormuş gibi yapmak suretiyle bizi darlıyor.
Yaş 27...Haftasonu, evde tek başımayım ve kimseyle görüşesim yok.
YÜZLEŞME-YÜZLEŞEMEME
YÜZLEŞME-YÜZLEŞEMEME
Kafalar çok karışık. Bu ara sık sık "ne yapıyorum kendime ben?" diye soruyorum. Kişi bazlı önlemlere başladım. Bir kanser korkusu atlattım inşallah temiz çıkar. Bazı insanlara anlatabiliyorum bazılarına anlatamıyorum. Neden hayatımı bazı insanların tavır ve duygularının yönlendirmesine izin veriyorum ki? İnsanların gözleri sürekli başkalarının hayatları üzerinde. Bundan sıkılıyorum. Bazen fazla yakınlığından rahatsız olduğum insanlar var. Antidepresanlı halimi çok seviyorum. Kafa çok güzel, kafa rahat, Libby mutlu, enerjik. Bugün yazasım çok. Ama tam olarak ne yazmalıyım? Otosansür berbat bir şey. Bu kadar insan tanımak, bu kadar değiştirilen şehir beni bu hale getirdi. Ama hayatımın çok güzel olacağına gönülden inanıyorum. Her yazı uzun olmak zorunda değil. Ama ben sayfalarca yazmak istiyorum. En azından bir sayfacık. Sürekli çalışan, sıcak bir beyinle başetmek çok zor. Bazen onu durdurmak istiyorum. Beni çok yoruyor. İnsan en çok hissettiği gibi yaşadığında mutlu oluyor. Bugünkü tüm davranışlarım için kendimi tebrik ediyorum. Yarın muhtemelen kendime kızdığım davranışlarım olacak. Davranışlarımdan ötürü kendimi seviyorum ve takdir ediyorum ancak egodan çok korkuyorum. Egolu olmak insanın başına gelen en kötü şeylerden biri. İnsan ne kadar riyakar. Sağlığı bozulunca ondan başka bir şey düşünmeyip Candan Erçetin'e bağlıyor "Dünyada ölümden başkası yalan" diye. Sağlık düzeldiği an yine "o bana bunu demiş şu bana şunu yaptı" Bazen ölümden korkuyorum, bazen korkmuyorum. Öbür dünyanın buradan çok daha güzel olduğuna inanıyorum. Belki de "neden daha önce ölmemişim ki" diyeceğim bir yer ama tabi bilemem. İnsan kaybetmekten çok korkuyor. En çok da sevdiklerini. Gelişmenin, değişmenin, büyümenin sonu yok. Her gün yeni kapılar açılıyor. Bazen yerimizde sayıyoruz. Bu yerinde saymalar canımızı sıksa da o kadar önemli ki. Bazen düşüyoruz, hoop kalkıyoruz. Geçen gün şunu yazmıştım "Ne zaman eski neşeme geri kavuşsam hep başıma bir şey geliyor" Aslında ne zaman başıma bir şey gelse, hemen ardından güzel bir şey de oluyor. Ortalama insanların hayatlarını farklı yapan en önemli şeyin bakış açısı olduğuna gözlerimle birçok kez şahit oldum.
Okuyan herkese sarılırım. Kimsenin okuyacağını sanmıyorum:) Aslında bunları yayınlamak isteyip istememem de benim için bir çelişki.
Yazdım ama rahatladım mı? Hayır
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)