Son günlerde yazı yazmak benim için bir ihtiyaç haline geldi. Büyük şehirlerdeyiz ve yapacak, yapmamız gereken çok iş var. Dostlarımızla, arkadaşlarımızla görüşemiyoruz. Hele ki bir de aileye bir bebek geldiyse anne-babanın dünyası onun etrafında şekillendiği için plan yapmak daha zor. Uyku saati, yemek saati, dur evde şu işi de yapayım derken dostlara vakit ayırmak çok zor. Bu kadar çok anne blogu açılmasını tam da buna bağlıyorum. Sürekli evde, bir bebekle ilgilenen anne, hiçbir şeye yetişemeyen ve sürekli koşturan anne, bir süre sonra o kadar asosyalleşiyor ve kendisini o kadar yalnız hissediyor ki... Konuşmaya, anlatmaya ihtiyacı var. Önceleri derdim ki, "insanlar kendisini ne kadar çok seviyor ve önemsiyor arkadaş, neredeyse herşeylerini yazıveriyorlar internete" bu konuda yanlış düşündüğümü farkettim. Bunun 2 sebebi var;
1- İnsanın az ya da çok kendini sevmesi ve önemsemesi gerekiyor.
2- Herşeylerini de yazmıyorlar.
Eskiden, ben küçükken herşeylerimi herkese anlatıverirdim. Sonra üst üste bir şeyler oldu, o anattıklarım bana bıçak gibi geri döndü, uzun bir süre, 4 yıl kadar herşeyimi anlatmayı kestim. Bu sefer de hiç rahatlayamıyorum arkadaş, konuşacak hiçbir şey bulamıyorum. Neyi anlatıp neyi anlatmamam gerektiğine karar vermem gerektiğini düşündüm. Bunun bir denge işi olduğunu düşünüyorum ve zaman zaman çok zorlanıyorum. Bir de bazen içime kapandığım, bazen de çiçek gibi açıldığım dönemler oluyor ki artık iç dünyamda o dönemleri farkedebiliyorum ve ihtiyacım neyse ona göre davranıyorum. Belli ki bu aralar çiçek gibi açılma evresindeyim. Bol bol yazdığıma göre...
Herşeye rağmen yazmak iyi geliyor. Tüm gün evde ve bebekle ilgilenen biri olarak daha iyi hissediyorum. Ve en çok ihtiyacım olan şey de iyi hissetmek. İyi hissetmeye, dökülmeye ihtiyacım var.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder